Efendim konumuz: Go. Evet, şu meşhur uzak doğu strateji oyunu. Bendeniz de bu oyuna gönlümü kaptıranlardanım. Yaklaşık 3 yıldır aktif oynamaya çalışıyorum. Bugün bir baktım da Mayıs 2023'de gitmeye başlamışım Naboo Cafe'ye, aynı zamanlarda dahil olmuşum İstanbul Go Oyuncularının watsapp grubuna. Seviyem şu an 7 kyu civarında, normal bir gelişim yani benim yaşıma göre... Neyse gevezeliği bırakayım konuya gireyim:
2016 yılında hem Go hem yapay zeka araştırmaları açısından önemli bir gelişme oldu. Google DeepMind şirketinin geliştirdiği AlphaGo isimli bilgisayar programı zamanın en iyi oyuncusu olarak addedilen Lee Sedol ile 5 maçlık bir karşılaşma yaptı ve bu karşılaşmayı 4-1 kazandı. Bu maç dünya çapında büyük ilgi gördü zira go insan zekasının, yaratıcılığının "son kale"lerinden biri sayılıyordu ve bir makinenin insanı yenebilmesi yakın zamanda mümkün görünmüyordu. Youtube'da kolaylıkla bulabileceğiniz ödüllü bir belgeseli de yapılmış olan bu olaydan bana yadigar ise Lee Sedol'un şu çarpıcı sözleri kaldı:
"Beni en çok şaşırtan şey, AlphaGo'nun bize, insanların yaratıcı sandığı hamlelerin aslında sıradan-alışılmış olduğunu göstermesiydi. Sanırım bu, Go'ya yeni bir paradigma getirecek."
Aradan 10 yıl geçti, tam olarak da Lee'nin dediği gibi oldu! Bilgisayarlar insanların da go oynama şeklini değiştirdi.
Bu süre zarfında Lee'yi yenen go motoru (ısrarla bu noktaya kadar yapay zeka demekten kaçındım) bu 10 yılda tam bir yapay zeka hüviyetine büründü. Artık girdi olarak oyunun kurallarını dahi kendi keşfeden, hiçbir insan oyunundan öğrenmeyen, kendi kendine öğrenip gelişen AlphaZero, LeelaZero ve KataGo gibi modeller eğitildi. Hesaplama verimliliğinde çok büyük ilerlemeler gerçekleşti. Özellikle KataGo'nun geliştiricisi David Wu'nun çalışması, AlphaZero benzeri öğrenme sürecinin verimliliğini yaklaşık 50 kat artırabilen yöntemler ortaya koydu. KataGo açık kaynak olması sebebiyle bugün bir endüstri standardı haline gelmiş durumda. Aynı satrançtaki Stockfish gibi. Herkes onunla çalışıyor, oyununu geliştiriyor, analiz yapıyor.
Şimdi işin biraz da insan tarafına bakalım. Kariyerinizi goya adamış bir profesyonel olduğunuzu düşünün bir an. Bu tip gelişmelerin insan psikolojisi üzerindeki etkisi ciddi oluyor. Karşınızda neredeyse "tanrısal", herşeyi senden iyi bilen bir varlık çıksa ne hissedersiniz? Yıllarınızı verdiğiniz uzmanlaştığınız bir konuda birkaç ay içinde kendini eğitip sizden daha üstün bir konuma gelen bir varlık karşısında kendinizi nereye konumlandırırsınız? Hadi dürüst olalım içinde yaşadığımız bu çağda hepimiz biraz "kaybolmuş", "amacını yitirmiş" hissetmiyor muyuz? Yapay zeka hala bazı konularda en iyi uzmanların gerisinde ama bu fark hızla kapanıyor, bu işin sonu nereye varacak? Hadi biz yaşayacağımızı yaşadık, ya çocuklarımızı nasıl bir dünya bekliyor? Bütün bu sorular içinde yaşadığımız zamanların tüm entellektüellerini kara kara düşündüren şeyler...
Yalnız yine de bu insan tuhaf bir varlık azizim, onu yenen, ondan üstün olduğunu deklare eden tanrısal bir varlıkla karşılaştığında başını eğip oradan kaçmıyor, yenildiği alanı daha fazla kurcalamaya başlıyor! Yunan mitolojisinde tanrılardan ateşi kaçıran Prometheus misali... Satrançta da böyle oldu, goda da böyle oldu. Oyunun popülaritesi tüm dünyada arttı! Lee'nin dediği gibi insanlar bu sefer yapay zekanın oynama şeklinden öğrenmeye başladı. Yapay zeka gelişirken insan da kendini geliştirdi.
Büyük soru şuydu: Yapay zeka şu anda insandan güçlü evet ama tam olarak ne kadar daha güçlü? Gerçekten "tanrısal" bir fark mı açıldı? Böyle bir soruya nasıl nicel bir cevap verilebilir?
Şimdi efendim go oyununda ismine handikap denilen güzel bir sistem var. Güçlü oyuncu ile zayıf oyuncunun eşit şekilde kafa kafaya oynamasını sağlıyor bu sistem. (Satrançta güçlü oyuncunun veziri veya atı olmadan oynamasına benziyor biraz ama çok da aynı şey değil açıkcası; çünkü goda taşların hepsi aynı değerde olduğu ve ortalama bir oyundaki hamle sayısı satrancın 3-4 katı olduğu için çok daha "eşitleyici", adil bir tarafı var handikap sisteminin.) İşte meşhur LeeSedol-Alpha Go karşılaşmasının 10. yıl dönümünde yapay zeka-insan arasındaki bu farkı ölçmek için bir müsabaka organize edildi. Zamanımızın en güçlü go yapay zekası KataGo ile zamanımızın en güçlü insan oyuncusu olan Güney Kore'li Shin Jin-seo arasında oynanacaktı bu karşılaşma.
Karşılaşmanın kuralları şuydu: 3 maç oynanacak. Her maçta Shin'in 5 buçuk saatlik düşünme süresi olacak, ayrıca iki taş handikap alacak. Bu bazı kestirimlere göre yaklaşık 18 puanlık bir avantajla oyuna başlamaya karşılık geliyor. KataGo ise hamle başına 20 saniye düşünecek. Ama standart bir laptop donanımında değil çok daha güçlü özel bir donanım üzerinde koşacak ve sadece hamle sırası kendindeyken düşünecek.
Birinci maçı Shin kaybetti. Bu maç psikolojik açıdan aslında serinin en ilginç oyunu olabilir.
Shin’in planladığı strateji oldukça mantıklıydı: Zaten yaklaşık 18 puanlık bir başlangıç avantajın var; o hâlde insanüstü hesap gücüne sahip makineyle karmaşık mücadelelere girme. Oyunu sadeleştir, alan kazan, belirsizliği azalt ve başlangıçtaki avantajını yavaş yavaş kontrollü şekilde "harca".
Fakat KataGo’nun açılışı bunu daha ilk hamlelerden itibaren zorlaştırdı. KataGo daha ikinci hamlesinde sağ üst köşede son derece sıra dışı bir üç nokta öteden yaklaşma hamlesi oynadı. Güney Kore milli takım antrenörü Hong Min-pyo’nun bu hamleyi daha önce neredeyse hiç görmediğini söylediği aktarıldı. Shin daha sonra bu hamlenin hazırlığını bozduğunu kabul etti. Tam da kaçınmak istediği şekilde, merkezde karmaşık pozisyonlara girmeye başladı. Siyah’ın yaklaşık 70. ve 76. hamleleri avantajını eritmeye başladı; 90. hamle de önemli bir hataydı. Yaklaşık 102. hamleye gelindiğinde KataGo pozisyonu tersine çevirmişti. Shin sonunda 245. hamlede maçı terk etti.
Bunu özellikle ilginç yapan şey, bir yapay zekâ kazanma olasılığı grafiğinde göremeyeceğimiz bir unsuru ortaya koyması: psikolojik baskı. Shin, neredeyse her karmaşık mücadelede makinenin hesaplama gücünün üstün olduğunu biliyordu. Bu nedenle başlangıçta sahip olduğu yaklaşık 18 puanlık avantajın yavaş yavaş eridiğini görmek, başka bir insana karşı oynarken hissedilenden farklı bir baskı yarattı.
Ancak işler bundan sonra ilginçleşmeye başladı! İkinci maçta yapay zeka çok sevdiği 3-3 noktası işgali ile başladı ve tahtanın sağ alt köşesinde çok "cebirsel" (zorlayıcı - forcing) bir açılış varyantı oynadılar. Tam 50 küsür hamle süren ve iki tarfın da ölmediği (seki ile sonuçlanan) bu tuhaf varyantın geliştirilmesinde yapay zekalar büyük rol oynamıştı. Ama yapay zekanın bilmediği Shin'in de (çalıştığı önceki yapay zeka seansları sayesinde) bu varyantı ezbere bildiğiydi. Dolayısıyla tahtanın dörtte birlik kısmını oyun dışına iten bu ilk 50 hamleyi kusursuz (esasında ezbere) oynadı.
Biraz da bu sayede oyunun geri kalan bölümünde Shin, KataGo’nun değerlendirmesine göre son derece yüksek bir kazanma olasılığını korudu. Asıl tehlikeli bölüm oyunun ilerleyen safhalarında ortaya çıktı. Yaklaşık 160–191. hamleler arasında merkezde oldukça karmaşık bir mücadele yaşandı. KataGo’nun 197. ve 199. hamleleri pozisyonu Shin açısından özellikle zorlaştırdı kazanma olasılığı kısa süreliğine yaklaşık %89’a kadar düştü. Ardından Shin oldukça profesyonel ve pragmatik bir karar verdi. Her taşı kurtarmaya çalışmak yerine, merkezdeki üç taşını feda etti. Böylece pozisyonu sadeleştirdi, gereksiz karmaşadan kaçındı ve elinde kalan avantajı güvenli biçimde sonuca dönüştürdü. Sonuçta Shin, 290 hamle sonunda Siyah ile 4,5 puan farkla kazandı. İlginç biçimde Shin daha sonra, üçüncü oyunda nesnel olarak daha iyi oynadığını düşünmesine rağmen, ikinci oyunun çok daha zor geçmesi nedeniyle bu galibiyetten daha fazla tatmin olduğunu söyledi.
Shin üçüncü oyunda şu soruya adeta ders kitabı niteliğinde bir cevap verdi: Bir insan, taktiksel olarak kendisinden çok daha güçlü bir rakibe karşı iki taşlık avantajını nasıl kullanmalı? Shin’in cevabı şuydu: Rakibine hesaplayacak karmaşa verme. Gereksiz mücadelelerden kaçındı, tahtayı sürekli saydı, kalınlığını alana dönüştürdü ve KataGo’nun değerlendirebileceği olası varyasyonların sayısını giderek azalttı. Oyunun oldukça erken bir aşamasından itibaren profesyonel yorumcular pozisyonun Shin için son derece rahat olduğunu düşünüyordu. Shin, oyun sonuna kadar KataGo’nun değerlendirmesinde yaklaşık %99 kazanma olasılığını korudu.
221 hamlenin sonunda Shin, 11,5 puan farkla kazandı! Başlangıçtaki handikap avantajının yaklaşık 18 puana karşılık geldiği düşünülürse, bu oldukça ciddi bir fark! Yani bu sonuç neredeyse şunu diyordu: 2 taş biraz fazla geldi!!! Üstelik bunu KataGo’ya karşı yaptı. Kore Baduk Federasyonu üçüncü oyunu neredeyse hatasız olarak tanımlarken, Shin de gereksiz puan kayıpları yapmadığından emin olduğu için oyunu oldukça rahat oynayabildiğini söyledi.
Goyu az da olsa bilenler ve yapay zeka kullanarak herhangi bir oyunu incelemiş olanlar 100 küsur hamle boyunca bunun nasıl zor birşey olduğunu anlayabilirler. İnsanüstü kelimesini kullanasamız geliyor ancak gerçekçi olalım: insan bu işte! Yapay zekanın belki 3 milyon iterasyonda, kendiyle oynadığı 3 milyon oyunda gösterdiği bir gelişimi 3 oyunluk bir seride izleyici baskısı altında sergilemek gerçekten tüyleri diken diken eden bir insan yaratıcılığı. "Bu namussuzları biz yarattık, onların esiri olmayacağız!" iradesinin de taptaze bir esintisi. Baksanıza son birkaç aydır herşeyini yapay zekaya yazdıran bana manuel yazı yazdırtıyor gaza getirip!
Velhasıl-ı kelam onca yatırım, onca gelişim, fazladan "hype"lar yaratmak için verilen olur olmaz Nobel ödüllerine rağmen: fark hala 2 taş! Belki ondan bile az!